Dünden Bugüne Radyo

 

Radyo profesyoneli ve köşe yazarı İlkim Kocamaz, yeni yazısında ilk radyo yayıncılığını temel alarak radyonun geçmişten günümüze kadar ki olan serüvenini paylaştı!

 

İşte İlkim Kocamaz’ın Yeni Yazısı!

 

Radyo, nesillerdir hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Televizyon dizileri piyasada yokken, radyo tiyatroları vardı. Annelerimiz, anneannelerimiz vaktini kaçırmadan radyo başına geçer, o tiyatroları uzaklara dalıp hayal kurarak dinlerlerdi. Yabancı müzik plaklarının zor bulunduğu o yıllarda, TRT’de sevdiği şarkıları dinleme imkanı bulan babalarımızdan ancak Almanya’da bir akrabası olanlar plak koleksiyonlarına yenilerini ekleyebilirdi… Ve Eşref Şefik… Radyoculukla birlikte adı anılan bu büyük usta, TRT’den ilk radyo anonsunu yapan kişiydi. Geçen gün tüm radyocular olarak Türkiye’de radyoculuğun başladığı 6 Mayıs’ı kutladık, Eşref Şefik’i de rahmetle andık.

 

AM Bandı da Ne?

Çağın bu büyük icadının hayatlarımızda bu kadar yer edineceğini kim bilebilirdi orası muamma; Ama birileri radyoyu icat etti ve bugün dünyanın her noktasında radyo var. Programları ve müzikleri önce uzaya, oradan bizlere ulaşıyor. Çocukken en büyük merakım neydi biliyor musunuz: Dedemin pikaplı radyosunu kurcalayarak, onun o loş ışığında AM bandındaki yabancı radyoları dinlemeye çalışmak… Nereden nereye… Artık internet yayınları sayesinde dünyanın diğer ucundaki yayınları her an cep telefonumuzdan bile dinleyebiliyoruz.

 

Radyoyu Kim İcat Etti?

Aslında radyo son şeklini almadan önce ona birçok bilim insanının emeği geçti: Thomas Edison, Heinrich Hertz, Nicola Tesla… Ama 1900’lü yıllar başlarken Guglielmo Marconi uzun mesafe iletişim için ilk radyo cihazının mucidi oldu. Zaman içinde, özellikle 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında radyoya olan ilginin yoğunlaşması ile birlikte radyo yayınları resmiyet kazandı.

 

Radyo Yayını Ne Zaman Başladı?

1922’de İngiltere’de BBC radyo yayınlarına başladı. Türkiye’de ilk radyo yayını ise 6 Mayıs 1927’de Sirkeci’deki Büyük Postane’den gerçekleşti. 1940’lı yıllara gelindiğinde İstanbul ve Ankara radyolarında 100 civarında radyo oyunu prodüksiyonu yapılır hale geldi. Daha sonraki yıllarda televizyonda ‘Müzik Yelpazesi’ programıyla karşımıza çıkacak olan Sezen Cumhur Önal’ın 1960’lı yıllarda ‘Plaklar Arasında’ adlı radyo programı popüler oldu. Geniş müzik arşivi ile İzzet Öz, 70’li yıllarda radyo programları ile bir başka popüler isimdi.

 

Radyonun 90’lı Yılları…

Radyonun büyük sükse yaptığı diğer dönem ise özel radyoculuğun başladığı 90’lı yıllar oldu. Ben sabahtan akşama kadar Süper FM dinlerdim: Gökhan Akdulun, Aynur Coşan, Kadir Çöpdemir… Kadir Çöpdemir’i Radyo Klas’ta ziyarete gittiğimde “Bizde yeni bir yayıncı var, mutlaka dinlemelisin, çok farklı diye beni biriyle tanıştırmıştı: Kim mi? Bay J! İstanbul FM’in uzun yıllar gözde ismi Serdar Ortaç’tı. Kent FM, Süper FM, Hür FM’in ardından yayına başlayan özel radyolar öyle çoğaldı ki, artık evlerinden civar mahallelere radyo yayını yapan radyocuları bile duyar olduk. Derken frekans tahsisi ile RTÜK duruma el koydu ve radyolar bugünkü halini aldı.

 

Kopyala-Yapıştır Radyolar

Tahsis uygulaması ile frekansların birbirinden net olarak ayrılması amaçlanmıştı ama radyoculuğun geldiği son noktada Fenomen, Joy Türk, Pal Nostalji gibi risk alarak farklılık yaratan ve zaman içinde çok dinlenir hale gelen radyolar ile PowerTürk gibi önemli hit müzik radyoları ve tüm bu radyoların onlarca zevksiz kötü kopyasını ayıramaz hale geldik. Yurt dışındaki radyolarda formatların yayın ağlarına göre sınırlandırılması söz konusu iken bizde ne yazık ki böyle bir düzenleme yok. Bu nedenle tembel yöneticiler, oturdukları koltukta, yeni isimleri eğitmeye, yeni programlar yaratmaya zaman harcamak yerine, başkalarına reyting getiren formülleri kopyalamayı daha zahmetsiz buluyor. “Taş yerinde ağır” olduğu için de, frekansları dolaşırken yanlışlıkla denk gelmezseniz, adları sadece RTÜK kayıtlarında geçiyor.

 

Bu hafta radyoculuğun geçmişine tatlı bir yolculuk yapalım istedim, ilk radyo anonsunun yıl dönümü şerefine… Acısıyla tatlısıyla radyoyu bağrına basmış, mikrofona gönül vermiş tüm dostlarım, bu sektörün emekçileri bir yanda; Radyoya değil koltuğuna bağlı yöneticilerin tekeline mahkum edilmiş radyolar diğer yanda… Umarım sihirli kutu, yeni jenerasyonlar sayesinde eski sihirli günlerine bir gün mutlaka dönecek. Zira hala ölmedi…