Radyo Yayıncılığı VS YouTube Yayıncılığı

 

Sektörde edindiği bilgi birikim ve deneyimlerini yer yer mizansen ve konuşma diliyle ele alarak yazılarında konu edinen Erhan Yiğitcan, yeni yazısında radyo yayıncılığı ve YouTube yayıncılığının temel noktalarına temas etti!

 

İşte Erhan Yiğitcan’ın Yeni Yazısı!

 

Herkese selamlar… Uzun zamandır bir şeyler yazmıyordum, iş yoğunluklarım nedeniyle… Biraz düşündüm, acaba hangi konuya değinebilirim diye ve sonra böyle bir konu geldi aklıma!

 

Öncelikle şunu belirteyim, yazı içeriğinde bu iki mecrayı kıyasıya karşılaştırma düşüncesinde değilim ve olmayacağım da, çünkü her mecranın yeri hayatımızda ayrıdır diyorum, o halde hazırsak başlayalım…

 

Geçmişten günümüze kadar olan süreci ele alırsak Türkiye’de ilk radyo yayını bilindiği üzere Eşref Şefik’in ‘Alo Alo’ ile başlayan anonsuyla 91 yıl önce yani 6 Mayıs 1927’de başladı. Sonrasında Vizontele filminde dile getirildiği gibi ‘radyonun resimlisi’ olan televizyonlar hayatımıza girdi ve 1 Mayıs 1964 tarihinde TRT kuruldu. Zamanla siyah beyaz karelerin yerini renkli görüntüler aldı ve özel televizyonlar hayatımıza girdi.

 

Gelişen teknolojiyle birlikte internette hayatımıza dahil oldu ve yayıncılık faaliyetlerini de üstlenmeye başladı. İnternet radyoları hiç kuşkusuz geleneksel yayıncılıkla dijital yayıncılık arasındaki bir geçiş sürecidir bana göre… Başlangıçta pek çok kişi ilgi duydu ve bir internet radyosu kurdu, bir dönem benimde radyom vardı şeklinde klişeler oluşmaya başladı. 🙂 Sonra bu iş görüntülü yayıncılığa doğru adım adım ilerlerken Vine platformu popüler oldu. Son birkaç yıldır ise YouTube hayatımızda önemli bir yer etmeye başladı ve kullandığımız Facebook, Twitter, Instagram gibi platformların canlı yayın özelliği olmasıyla birlikte görüntülü yayıncılık kaçınılmaz bir hale geldi. Vine fenomenleri ve dijital yayıncılıkta belli bir yer edinen isimler YouTube’a doğru geçmeye başladı.

 

İşin biraz daha derinine inelim, radyo yayıncılığı ve YouTube yayıncılığının temel anahtar noktalarına göz atalım

 

1 – Misyon ve Vizyon

Radyo için misyon >> Neden bir radyo programı yapıyorum veya yapmak istiyorum?

YouTube için misyon >> Neden bir kanal açıyorum veya açmak istiyorum?

 

Radyo için vizyon >> Gelecek için kendimi yeterli görüyor muyum?

YouTube için vizyon >> Bu kanalla ne yapmayı veya değiştirmeyi hedefliyorum?

 

İnsan bir amaca ihtiyaç duyar ve aklına, mantığına uygun geleni yapmak ister. Bir işte amacı olmayan veya gelecek görmeyen başlangıçta yenik başlar. Eğer yukarda sorduğum sorulara verecek bir cevabınız varsa başlamak için daha fazla beklemeyin. Vizyon için önerim şudur, hayatta çok uzun vadeli plan yapmayın, bir planınız olsun ama gerçekleşmeyecek kadar büyük bir şey olmasın, sonra üzülen yine siz olursunuz. Ayrıca hayatın ne getireceğini de bilemezsiniz, yanlış hamleler de yapın ki doğru hamleler yapmayı öğrenin hayatta… Hepimiz hatasız olsak nasıl ders çıkarırız yaşadıklarımızdan öyle değil mi?

 

2 – İçerik ve Üslup

Yayıncılığın temel püf noktası içerik ve üsluptur. Eğer henüz yapılmamış bir şeyi fikir edinip buradan yürürseniz kazanan siz olursunuz ve peşi sıra taklitleriniz de ortaya çıkmaya başlar. Var olan bir şeyi konu edinip, suyunu çıkarırcasına ele alırsanız izleyici ve dinleyicileriniz zamanla bu durumdan sıkılır ve oranlarda düşüş yaşarsınız. Kitleye hitap etme biçiminiz de önemli, taviz verici (yayıncılık uğruna), kırıcı ve inciten ifadelere yer verirseniz 1-0 yenik başlarsınız. Sırf izlenme ve dinlenme uğruna rahatsız edici bir ifadeye denk geldiğinizde bu durumu o yayıncıya bildirmenizi tavsiye ederim, bir yere şikayet etmek ikinci plan olarak aklınızda dursun, empati önemli ve her insan hata yapar, unutmayın!

 

Ayrıca tek düze bir sistem ele alan bir yayıncı hiç kuşkusuz geleceğin kaybedeni olacaktır. İster radyo, ister YouTube yayıncısı olun değişime açık olmanız gerekmekte… Dün radyo hayatımıza girdi, bugün YouTube, peki ya yarın?

 

3 – Güçlü ve Sağlam Duruş

Radyoya veya YouTube’a yeni başlayan bir yayıncıysanız güçlü ve sağlam bir duruş edinmeniz gerekmekte, radyoda 1 ay önce söylediğiniz bir ifadeyi çöpe atan bir davranış yaparsanız, dinleyicileriniz bu durumdan hoşnut olmaz ve diğer yayıncıları tercih etmeye başlar. YouTube’da da böyledir, video içinde kullanacağınız her bir ifadeyi söylemeden önce iki kez düşünün adeta… Yayıncılık hassastır, bir anda tepkiyle de karşılaşabilirsiniz. Bu yüzden özellikle yeni neslin kanal açarken aile gözetiminde işler yapmasını öneririm. Çünkü düşük izlenme ve video altındaki kötü yorumlar psikolojik sorunlara yol açabilir. Kaldı ki bu durumdan yaşça büyüklerimiz bile etkilenmekte!

 

Yayıncılıkta istikrar önemlidir, radyoda bir gün müzik programı bir gün show programı yaparsanız (aynı program formatından bahsediyorum), dinleyici bir çelişki içine girer ve kafasında sizi konumlandıramaz. Bir uzay boşluğunda kalırsınız adeta benden söylemesi… YouTube daha esnektir, çok geniş içerikler yayınlanabilir ama yine de çok uzak noktalara giderseniz, izleyici kanalın ne olduğunu anlamayabilir…

 

4 – Abone

Radyonun aboneleri özellikle yayıncıyı yakın takibe alan adeta ‘ensendeyim’ imajı veren radyo delisi dinleyicilerdir. 🙂 Buradaki asıl nokta sıkı bir dinleyici radyoyu radyo için dinlemez, o kutunun içindeki gizemli kişiyi dinler aslında ve o gizemli kişi (sosyal medya her ne kadar bu gizemi törpülese de) o dinleyicinin kafasında öyle bir konumlanmıştır ki adeta aşk ile bağlıdır ona… Radyo programcısı da mikrofonuna öyle bağlıdır. Bu işi büyülü yapan tam da budur. Her neyse, işe öyle bir sevgi besliyorum ki konu değişiveriyor hemen 🙂

 

Radyoda YouTube’da olduğu gibi ‘şu kullanıcı kanala yeni bir video yükledi ya da şu kullanıcı canlı yayında’ tarzında bir ibare yoktur. Dediğim gibi sıkı bir dinleyici ve sağlam bir programcı buna gerek duymaz. Adeta hayatının merkezine alır. Radyo için potansiyel dinleyici, sosyal medya aracılığıyla ve ağızdan ağıza söylem yoluyla gelişirken, YouTube için potansiyel izleyici daha çok dijital yolla artar yani bir video izlersin ve alternatif diğer videolar düşer önüne, e haliyle onu da izlersin ve takibe alırsın. Her iki yayıncılıkta da etkileşim noktaları var, örneğin radyonun da gizli dinleyicileri (yayın için bir faaliyette bulunmayan yani bir konuya uzak kalma, canlı yayını aramama gibi…) vardır, YouTube’un da gizli izleyicileri (videoya yönelik bir faaliyette bulunmayan yani beğeni ve yorum yapmama gibi…) vardır. Yayıncılıkta herkesin potansiyel bir takipçisi vardır, bunu kazanıp kazanmamak tamamen size kalmış bir durum!

 

5 – Trendler

Radyo programcılığına yeni adım atıyorsanız, popüler isimleri takip edip, programlarını dinleyerek ve hatta bağlanarak kendiniz için bir yol çizebilirsiniz. Müzikal bilginiz fazla ise müzik yayıncılığı eğer mizahi yönünüz fazla ise bir show programı yapmaya karar verebilirsiniz. Bu arada konumuz trendler ama her zaman da trendleri takibe almayın, çeşitlilik önemlidir… Mümkün olduğunca çoğu yayıncıyı dinleyin ki beğendiğiniz yönlerini alın, beğenmediğiniz yönleri almayın. Zaten kişisel karakterimiz de böyle ortaya çıkmıyor mu, iyi ve kötü pek çok şeyi görüp kendimize öyle bir yol çiziyoruz.

 

YouTube yayıncılığı için trendlerde bir konuya değinmek istiyorum, sırf fazla izlenme ve tık uğruna o kadar saçma şeyler yapılıyor ki, ileride görsek bu halimizi belki de üzülürüz diye düşünüyorum. Sırf trend diye her yapılanı yapma gibi bir gayretiniz olmasın, bir yayıncı kendi çizgisini koymadığı sürece daha önce ifade ettiğim gibi uzay boşluğunda olmaya mahkumdur. Radyo ve YouTube’da trendleri inceleyin ama çizginizi bozacak şekilde çok ta incelemeyin…

 

6 – Sponsorluk ve İş Birliktelikleri

Sponsorluk bir amaca ulaşmak koşuluyla kurum veya kuruluşun kişi veya organizasyonları para, araç gereç ya da hizmet ile desteklemesi durumudur. Bu işin tabiri caizse kaymak tarafı sponsorluk ve iş birlikteliğidir. 🙂 Eğer size böyle bir teklif geliyorsa bu durum sizin yeterliliğinizi gösterir. Bir gün bir radyo yayınını açarken “X markanın sunduğu ‘Erhan Yiğitcan Show’ başlıyor” ifadesini duymak nasip olur belki… Bu arada programı ismini rastgele söyledim. Aklımda farklı bir şey var çünkü kısmet olur zamanı gelirse onu da söyleyeceğim günler olur…

Sponsorluk ve iş birlikteliği yapacağınız marka veya ürün aklınıza yatan bir şey ise yapın ama sizi zedeleyecek ve geleceğiniz için risk oluşturabilecek bir faaliyetse ne kadar kazanacağınıza bile bakmadan reddedin. Çünkü para gelecek vadetmez, geleceğinizi siz inşa edersiniz. Biraz müteahhit gibi oldum ama… 🙂 Şaka bir yana plan, proje ve yayıncılık anlayışınız güçlüyse ve kendinize inanıyorsanız zaten dersiniz ki bu olmasa da başka bir markayla iş birliği olur. Yani işin özü para her zaman tatlı değildir!

 

7 – İmaj ve İtibar

Özellikle sonda yer vermeyi uygun gördüğüm bir konu: ‘imaj ve itibar’ Peki nedir bu imaj ve itibar? İmaj sizi dışarıdan gözlemleyenlere ilişkin fikir ve faaliyetlerdir. İtibar ise kendinizi nasıl gördüğünüze ilişkin bir faaliyettir. Burada radyo için belirteceğim şey şu: “yaptığınız radyo programıyla ne gibi geri dönüşler oluyor?” ve “kendinizi başarılı buluyor musunuz?” Bu soruları emin olun kendinizi sürekli yenilemeniz adına sormuyorum sadece işleyişe göre hareket etmenizi vurguluyorum. Yani belli bir noktadan sonra dinleyicide bir azalma veya ‘sıkıldık artık’ yorumları görüyorsanız bazı şeyleri değiştirmeniz gerekiyordur. Bunun için ekibinizle bir beyin fırtınası yapmanız gerekiyor, eğer bireysel çalışıyorsanız yakın çevrenizden fikir alabilirsiniz. YouTube’da da bu iş böyledir talebe göre bekleneni verirseniz uzun vadede iş yaparsınız. Kendinizi dışarıdan bir gözle eleştirel de ele almanız gerekmekte!

 

Dinleyici/izleyici etkileşimli olması açısından bir yayıncı yeri gelir fikir alır ve hatta dinleyiciden öyle bir şey gelir ki bunun üzerine bir tık daha koyarak farklı bir bölüm ortaya çıkarırsınız programda belki…

 

İletişim ayrı bir uzmanlık gerektiren yönetsel bir durumdur. Doğru zamanda doğru hamleyi yapmak önemlidir fakat kriz zamanlarında doğru hamle hayat kurtarır. Yayıncılığı düşünen ve yürüten arkadaşlara naçizane tavsiyem bunlardır. Radyo sektöründe 4 yılı aşkın bir süreyi geride bıraktım yani bir lise mezunu ve bir üniversite mezunu potansiyeli deneyimler elde ettim. 🙂 Belki de bunun üzerine yenileri eklenecek bilinmez…

 

Bu yazıyı okuduğum bölümden ve içinde bulunduğum sektörden ilham alarak yazdım. İllaki yanlış düşünce ve ifadelerim vardır ve bunları geliştirmekte bana düşer…

 

Bir şeyler yazayım dedim, yine çok konuştum görüyor musun 🙂 Seni gidi lanet olası bitir artık şunu dediğinizi duyar gibiyim. 🙂 ‘Siz kapatın noolur’ kısmına gelmeden noktayı şöyle koyalım.

“Bir tutkudur mikrofon ve bir sevdadır yayıncılık…

İşini aşkla yaparak kıymet verenler geleceğin kazananı olacaktır!”