Mustafa Fidan

‘Efem Bandı’ programıyla Alem FM’de dinleyenleriyle buluşan ve sosyal medya videolarıyla dikkatleri üzerine çeken Radyo Programcısı Mustafa Fidan konuğumuz oldu ve özel bir röportaj gerçekleştirdik!

 

İşte O Röportaj!..

 

Erhan YİĞİTCAN: Merhaba Mustafa Bey… Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Radyoya olan sevginiz nereden geliyor?

Mustafa FİDAN: Eylül 1993 Aydın / Nazilli doğumluyum, köy hayatının tüm detaylarına hakim olmak zorunda kalarak ergenlik dönemlerimi yaşadım diyebilirim. Şımarık bir çocuk olmayı ister miydim sorusunu defalarca sordum galiba kendime, evet belki kendimi daha güçlü hissedebilirdim o zaman ama; çocukluğu, ileri yaşlarda yaşama fikri de beni çok heyecanlandırmıştır her zaman. Annemle birlikte büyüdük biz, babayı kaybettiğimizde 16 aylık minik bir bebektim. Fakat kendimle ilgili hiçbir detayda bunun eksikliğini hissetmedim. Güçlü kadın tanımını sadece annemi anlatarak tasvirlediğim çok olmuştur. Başarılı bir eğitim hayatı geçirdim diyebilirim, aslında geçiriyorum demeliyim çünkü hala İstanbul üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisiyim. Kendimi eleştirmeyi çok seviyorum, bu benim için yemek yemek su içmek gibi. Belki de bu yüzden biraz gergin oluşum işin gerçeği en büyük savaşım kendimle. Hatta bence son noktasıdır; eğer yayında Türkçe kurallarında bir hata yapmışsam ve onu o an fark ettiysem, bir sonraki cümlem kendimi eleştirmek oluyor. Çünkü Türkçe’nin çok özel bir dil olduğunu ve onu bir sonraki nesile ne kadar bozulmadan aktarırsak o kadar psikolojik doyuma ulaşacağımızı düşünüyorum. Değişik yemek tariflerini denemeyi ve onu ilk olarak bizzat kendim denemeyi çok severim, belki de hayatımda en başarılı olduğum şeylerden ikincisi mantarlı kaşarlı kremalı tavuk sote yapmak, birinciyi söylemek haddim değil maalesef 🙂

Radyoya olan sevgimin cevabı aslında biraz utanç verici diyebilirim, çok çirkin bir çocukluk geçirdim, şişman çilli aksi lanet 🙂 Hanımefendilerin sadece makas alarak yanımdan uzaklaştığı bir ergenlik de üzerine gelince kendimi hep çirkin bir adam olarak gördüm. Küçük yaşlardan itibaren herhangi bir radyoyu arayıp istekte bulunmak beni çok heyecanlandırmıştır. Radyodan ismimi duymak hala beni tüm dertlerimi unutacak kadar sevindirir. İlginçtir ama sünnet eğlencem dışında çocukluğumla ilgili hatırladığım en net şey bir radyocunun Neşet Ertaş anonsudur. Radyo bu yüzden benim için bir Neşet Ertaş türküsüdür…

 

Erhan YİĞİTCAN: Alem FM ile tanışmanız nasıl oldu? ‘Efem Bandı’ programınızda nelerden bahsediyorsunuz? Sizi ilk kez dinleyen bir radyosever programınızda neler bulabilir?

Mustafa FİDAN: Öncelikle şunu söylemek isterim ki, Alem FM bu işe gönül veren herkesin koşulsuz olmak isteyeceği bir yer. Küçüklüğünüzden beri dinlemiş olduğunuz radyoda bir gün sesinizin çıkacağını size söyleseler ve siz de o sırada, Nazilli’de bir pamuk tarlasında olsanız buna sadece gülerdiniz emin olun. Alem FM ile tanışmam işte bu yüzden çok heyecanlı oldu. 16 Haziran 2015 Alem FM’deki ilk iş günümdü. ‘Efem Bandı’ için çok savaştım. Alem FM stüdyolarında çok uyudum, bu aşamada Alem FM Müzik Direktörü Bülent Baygül kendimi geliştirebilmem için elinden gelen her şeyi yaptı tüm tecrübesiyle her zaman yanımdaydı, aynı zamanda ‘Müzikvizyon’ programının yapımcısı ve sunucusu Füsun Tuncer… Onunla aynı havayı solumak bile istemeden sizi geliştiriyor. Konuşmanız ve yayındaki tavrınızı açıkça etkiliyor. Kakafoniyi hızlıca tespit edip yapıcı eleştirisini iletip tepkinizi süzüyor, bu benim için gerçekten büyük şans…

Bir de tabii Alem FM Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ayan gerçeği var, genç yaşıma rağmen güvenip bu mikrofona konuşmamı sağlayan yöneticim Lig Radyo’nun da başında olan, hali hazırda ‘Mehmet Ayan’la Ayan Beyan’ programının yapımcısı ve sunucusu … Böylesine önemli bir radyo programcısının aynı zamanda genel yayın yönetmeni olması aslında bu yayının bana verilmesini daha da anlamlı kılıyor. Programımın isim önerilerini yazıp koca bir listeyle ona sunduğumda, seçtiği ismi avucuna yazıp konuşmanın en sonunda bana göstermesi meslek hayatım boyunca aklımdan çıkmayacak olan nadir olaylardandır. Mehmet Ayan’ın çalışma disiplini çok farklıdır ama söylediklerini gerçekten uygularsanız başarıya doğru yürürsünüz.

‘Efem Bandı’ diğer radyo programlarından çok farklı bir akışa sahip, tek bir konuya saplanıp kalma fikri her zaman sıradan gelmiştir bana o yüzden programda en az 7 konu işlenir hatta bu aynı anda yapılır. Aslında burada amaç dinleyicinin başını döndürmek değil az zamanda çok şeyi konuşabilmektir. ‘Efem Bandı’ show programıdır güldürmeyi amaçlar fakat; programın içinde bilimden tarihe insan ilişkilerinden sanata her şeyi bulabilirsiniz mesela geçen haftalarda aslında maddenin en küçük yapı taşının atom olmadığını dinleyicilere kanıtlamaya çalıştım, paradoks durumları radyoda konuşabilme cesaretini gösterdim 🙂 Beni ilk dinleyen bir radyosever ortada kalmaz ya çok sever gündelik yaşamımı araştırır ya da direk kapatır sesime benzeyen her faktörden kendini uzaklaştırır 🙂

 

Mustafa Fidan | Röportaj

 

Erhan YİĞİTCAN: Peki yayın esnasında yaşadığınız ve unutamadığınız bir anınız varsa paylaşır mısınız?

Mustafa FİDAN: Şuan bu soruyu cevaplarken bile istemeden gülüyorum, evet yayın açılışını yaptıktan sonra susadığımı fark edip stüdyodan dışarı su içmeye gittim, döndüğümde stüdyonun kapısı kilitliydi. Birkaç saniye bana verilmiş olan bir mesaj olarak algıladığımı itiraf edeyim. Yayın hemen dibimde fakat ona ulaşamıyorum o an inanın biraz daha açılmasaydı, herhalde kapıyı kırıp içeri girebilirdim, radyoda kapıyı açmak için tel toka aradığım o günü unutmam mümkün değil 🙂

 

Erhan YİĞİTCAN: Bu sorumuz biraz farklı… Bir radyo istasyonun ya da bir medya kuruluşunun müdürü olsaydınız, ne gibi çalışmalar yapardınız? (Yayın içeriği, yönetimi, halkla ilişkiler vs…) Çalışanlarınızı nasıl motive ederdiniz?

Mustafa FİDAN: Ben paramı yönetmeyi bile bilmeyen bir adamım bu soruyu yanıtlamam epeyce zor. Sorumluluk almayı çok severim ama yöneticilik her zaman farklı bir yetiye sahip olan insanların işi gibi gelmiştir bana. Tabii ki şuan yönetilen olarak baktığımda her şeyi düşünmek uygulamak çok kolay 🙂 Herhalde benim yönettiğim yerde odanın bir tanesi kesinlikle konsol oyunlarıyla dolu olurdu, yüksek egoya sahip olurdum, bunu da çalışanlar mutlaka hissederdi. Samimiyetime güvenip enseme vuran bile olurdu. Aslında epeyce karışık… Herhalde tek rakibim, bir önceki kendi araştırma sonuçlarım olurdu… Bu işi yapmak isteyen herkese kapılarımı açar, mail kontrollerimi sıklaştırırdım. Her zaman şunu düşünmüşümdür çünkü, keşfedilmemiş veya tam olarak destek verilmemiş yüzlerce yetenek her gün aramızda dolaşıyor… Herhalde ilerleme politikamı bunun üzerine kurardım. Çünkü yapılan bir iş yapılmış ve bitmiştir aynısını benim kanalımda yapmak isteyenlerle asla çalışmazdım…

 

Erhan YİĞİTCAN: Radyo sektörüyle tanışmadan önce programlarını sık takip ettiğiniz veya kendinizi örnek aldığınız isimler oldu mu?

Mustafa FİDAN: Şunu söylemek isterim ki hayatım boyunca hayran olduğum kimse olmadı çünkü biliyorum ki benim hayran olduğum herhangi birinden o işi daha iyi yapan birileri var. Bununla yüzleşince hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünerek kimseye hayran olmadım. Tabii ki dinlediğim isimler vardı, sonuçta benim doğduğum yılda bu işe başlayıp işini hala aynı performansla yapan 10’a yakın üstat var Füsun Tuncer, Mehmet Ayan, Cem Arslan, Nihat Sırdar… Bunlardan sadece bir kaçı… Aslında kimleri örnek aldığım da belki de şuan net bir şekilde ortaya çıktı.

 

Mustafa Fidan | Röportaj

 

Erhan YİĞİTCAN: Birazda farklı konulara yönelelim. Çağımızda sosyal medyanın biliyorsunuz ki büyük bir rolü var. Peki, sizin hayatınızda sosyal medyanın büyük bir rolü var mı? Çok sık ilgilenir misiniz? Bu arada mizah içerikli paylaşımlarınız da dikkatimizden kaçmıyor 🙂

Mustafa FİDAN: Aslında bir radyocunun sosyal medyayla ya da görsel basınla çok içli dışlı olmaması gerekir. Çünkü radyonun yıllarca keşfedilmemiş bir gizemi vardır. Yani sesimi çok beğenen bir dinleyici beni yüz yüze görünce ya da sosyal medya aracılığıyla bir yerde benim fotoğrafıma denk gelince beni dinlemekten vazgeçebilir bu yadsınamaz bir gerçektir. Ama tabii ne kadar çirkin olursak olalım sosyal medyada kendimizi gösterme çabası kişisel egolarımızın bir yansımasıdır. Yayın esnasında sosyal medyama çok önem verdiğim söylenemez, hatta bazı yayınlarda sosyal medyamı hatırlatmayı unuttuğumu bile söylerler fakat yayın dışında aktif olarak tüm mecralarda gezinmeyi seviyorum. Yaptığım paylaşımlarda insanların gülümsemesi tabii ki beni de çok mutlu ediyor 🙂

 

Erhan YİĞİTCAN: Hobileriniz ve fobileriniz arasında neler var?

Mustafa FİDAN: Keşke hobilerim arasında sinemaya gitmek kitap okumak tiyatroya gitmek gibi sıradan bir sürü şey var diyebilseydim. Ama yok maalesef. Hayatımda çok önemli olan 3 şey var, Annem, sevdiğim kadın bir de Nazım. Boş zamanlarımda onlarla yaptığım her şey benim hobilerim. Nazım’ı sosyal medyadan tanırsınız, 73 model 43’lük delikanlım, zaman zaman çok sıkıldığımda çayımı sandalyemi alıp yanına gidip onunla sohbet etmek en büyük hobimdir. Tabii izin alabilirsem…. Yolda kalmadığı zamanlarda aramız çok iyi onunla 🙂 Bilimsel konuşmaların yapıldığı ortamlarda bulunmayı çok severim, bu tür sohbetlerin tam ortasında 1 demlik sıcak çayla birlikte sohbet etmek bir diğer hobimdir. Karanlığı hiç sevmem bu yüzden evde mutlaka küçük de olsa bir ışık açık kalır, ya da daha samimi olmak gerekirse evet karanlıktan korkarım. Aynı yapıdaki her şey yan yana durmak zorundadır düzensiz her şey beni rahatsız eder. Evcil hayvanların evin içinde olması tarif edemediğim garip bir rahatsızlık verir bana…

 

Erhan YİĞİTCAN: Peki zaman makinesi olsa geçmişe mi yoksa geleceğe mi gitmek isterdiniz? Yaşamak istediğiniz bir dönem var mı?

Mustafa FİDAN: Hangi dönemde olmak istediğimi tam olarak bilmiyorum ama, bu çağda yaşamak istemediğimi net olarak söyleyebilirim. Orta Çağ aslında tam olarak benim yaşamak istediğim çağ diyebilirim. Bu soruyu özellikle böyle değerlendirmek istedim çünkü geçmiş eğer benim geçmişimse tabii ki istemiyorum geçmişime gitmeyi, eğer böyle bir makine olsaydı kesinlikle geleceğe gitmek isterdim, çünkü öğrendiğimiz her yeni bilgi aslında ne kadar cahil olduğumuzun birer kanıtıdır. Daha ne kadar öğrenebiliriz bunu inanın çok merak ediyorum.

 

Erhan YİĞİTCAN: Röportaj için teşekkür ederiz… Son olarak Müzrad hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

Mustafa FİDAN: Soruları yanıtlarken, hayatımı gözden geçirmiş oldum, bu bence röportaj başarısıdır. Büyük bir zevkti benim için ben teşekkür ederim. Müzrad’ı, aslında her evin her otomobilin sesi olan radyoları ve onların gizemli kahramanlarını ön plana çıkarıp bilinmeyenleri okuyucularıyla paylaşması açısından çok başarılı bir oluşum olarak değerlendirebilirim. Müzrad deyince düşündüğüm şey doğru bilgi ve kararlı duruş… Yani sizi biz radyocuların yanında hissediyorum bu bile samimiyetinizi kanıtlıyor.